| ibrahim's profileGELENDOST'LUNUN SAYFASIN...PhotosBlogLists | Help |
GELENDOST'LUNUN SAYFASINA HOŞ GELDİNİZ |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
ücretsiz indirebileceğiniz kitap tercihlerinizi buradan indirebilirsiniz.
|
June 22 ilim öğrenmek
June 16 Baharda Neden Aşık Oluruz?Baharda Neden Aşık OluruzBaharla birlikte çiçeklerin açması, doğanın canlanması, insanların neşe ile dolması ruhu aşka hazırlıyor ve baharda bu yüzden daha çabuk aşık olunuyor diye mi düşünüyorsunuz? Aslında pek de öyle değil; işin sırrı ‘kimyada’ yatıyor.
SADECE İNSANLARDA DEĞİL… Baharda aşkın depreşmesi sadece insanlarda değil hayvanlarda da görülmekte. Hepimiz ‘Mart kedisi’ tabirini iyi biliriz. Kediler, köpekler, kurtlar, kuşlar aklınıza hangi hayvan gelirse baharda eşine kur yapmaya başlıyor. Birçok canlıda görülen ortak davranış modeli yaşadıklarımızın duygusal ve romantik boyutundan öte biyolojik boyutunun da önemli olduğunun işareti. Çünkü baharda hamile kalan hayvanlar yazın, insanlar ise bir sonraki baharda yavrularını doğuruyorlar; böylece yeni doğan yavrunun önünde, kışın zorlu şartlarına dayanabilecek hale gelinceye kadar yeterli zaman bulunuyor. VE İŞİN SIRRI… Peki nasıl oluyor da ortak bir dil konuşmayan, hatta çoğu bir dil konuşmayan birçok canlı aynı dönemlerde aynı davranışları sergiliyor? Bunun sebebi uzayan günlerin, artan güneş ışığının vücut biyokimyasında yaptığı değişikliklerde gizli. İnsanın biyolojik saati olarak bilinen ‘suprakiazmatik çekirdek’ beyinde hipotalamus denilen bölgede bulunuyor. Bu çekirdek güneş ışığı miktarını gözün ağ tabakası yoluyla gözlemliyor ve günün uzunluğuna dair bilgiyi beyindeki diğer bölgelere bildiriyor. Baharda artan gün ışığı ile birlikte kışın yüksek düzeyde bulunan uyku hormonu melatonin azaltılıyor, mutluluk hormonu seratonin yükseltiliyor. İnsan daha az uyurken içini coşku dolu hissediyor. Yetmezmiş gibi üremeyi arttıran Luteinizan Hormon (LH) Mayıs sonu Haziran başında diğer aylara göre %20 artıyor; bu da erkekte testosteronu yani erkeklik hormonunu arttırıyor, kadında ise yumurtlamayı tetikliyor. PEKİ YA KOKULAR Herkes kokuların karşı cinsle ilişki kurmakta ne kadar önemli olduğunu bilir. Güzel kokmak için her yıl tüm dünyada akla hayale sığmayacak paralar harcanıyor. Fakat benim söz etmek istediğim parfüm değil de gerçek vücut kokusu. Çoğumuz kocasının tişörtlerini koklayan yada kız arkadaşının saçının içine burnunu gömüp derin derin içine çeken ve buna doyamayan insanlarla karşılaşmışızdır; belki siz de onlardan birisiniz! Son zamanlarda, etrafa yaydığımız kendimize ait beden kokusunun karşı cins üzerinde cinsel açıdan uyarıcı etkisi olduğunu savunan görüşler iyice yoğunlaşmış durumda. Tabi bahsedilen üç gündür üzerinizden çıkarmadığınız terli atletinizin kokusu değil. Bunun yanında eş seçiminin açıklanamayan tarafının kokularda gizlendiğine dair çalışmalara da sıkça rastlamaktayız. Neden bazılarının kağıt üzerinde mükemmel görünen eşi değil de bazen akla gelmeyecek olanı seçtiğinin cevabını burada arayanlar çok. Kokuların bize, kim olduğumuza, genetik yapımıza dair yoğun bilgiler taşıdığı düşünülüyor. Böylece kadın yada erkek belki de kendisine uygun eşi kokusundan tanıyor. Bu görüş Patrick Süskind’in ‘Koku’ romanında olduğu gibi edebiyat ürünlerinde de kendine yer bulmakta. Feromon denilen ve mesaj taşıyan bu kokular sadece insanlara özgü değil; örneğin güveler çiftleşmek üzere karşı cinsin salgıladığı feromonu on kilometre uzaklıktan takip edebiliyor. Açıkgöz takımı ise güzel kadınları hemen tavlayabilesiniz diye cinsel feromon adı altında davul tozu, minare gölgesi satıyor. Peki bunun baharla ilgisi ne derseniz; terle birlikte salınan vücut kokuları baharla artan hava sıcaklığı nedeni ile daha fazla salınmaya başlıyor. İnsanların koku alma yeteneği güveler kadar kuvvetli olmasa bile burunlarının dibine geleni de kaçırmıyor. Kim bilir, belki de vücut kokuları baharda aşık olmanın başlıca sebepleri arasında. Dr. Eren Eroğlu
May 27 evleneceklere dikkat etmesi gereken bazı ip uçlarıSadece Dünyevi Mutluluklar Huzur Getirmez Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır. Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü'min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, muktezay-ı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder. Şer'an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur. Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp "Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim" diye takvâya girer. Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer. Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder. Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar. (Lemalar sh.199) "Cenneti Satın Almak""Cenneti Satın Almak" Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu. Öğretmeni, onun bu halini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? - Ahmet arkadaşımız var ya… - Evet, ne olmuş Ahmet'e? - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. - Eee? - Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu. Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. - Nerede çalışıyorsun? - Simit satıyorum. Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu. Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu: - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Çok zengin bir işadamı… - Niçin? - İnsanlara daha çok yardım etmek için… - Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı? - Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım. — Neden olmaz? — Üç sebepten dolayı olmaz. Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor. İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum. Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar. Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu: - Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi. - Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu? Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı. Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMIT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını. Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı. Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak' diye Nurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Ne dediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti Cep telefonunuz orijinal miCEP TELEFONUNUZUN KALiTESiNi OGRENiN.
Cep
telefonunuzun hangi fabrikada üretildiğini ve kalitesini, saglığınızı
olumsuz etkileyip etkilemediğini öğrenmek istiyorsanız; *#06# yazınız. Anında telefonunuzun seri numarasi ekranınızda belirecektir. Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 13 ise cep telefonunuz Azerbaycan 'da bir fabrikada üretilmiştir. Verdiğiniz paraya yazık olmuş. (aşırı kötü ve ayrıca sağlığınıza çok zararlı) Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 02 veya 20 ise demek sizin cep telefonunuz Birleşik Arap Emirliği'nde bir fabrikada üretilmiş. (çok kötü ) Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 08 veya 80 ise, telefonunuz Almanya'da bir fabrikada üretildi (iyi) Eğer yedinci ve sekizinci rakamlar 01 veya 10 ise demek sizin cep telefonunuz Finlandiya'da bir fabrikada üretilmis (çok iyi ) Şayet yedici ve sekizinci rakamlar 00 ise demek sizin cep telefonunuz Orjinal fabrikasında üretilmiştir. Harika. (tercih edilen) |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|